Sınıf Irkçılığının Edimleri Üzerine (Bir Balibar Okuması) – Erdem Bulduruç

indir

Balibar Sınıf Irkçılığı makalesine şu yargı(sın)dan hareketle başlar: Gündelik hayatı kuşatan ırkçılığın( ya da ona neden olan hareketin) temellerini küçük burjuvazinin doğasında aramak yerine, ırkçılığın gelişiminin nasıl olup da farklı maddi koşullardan bir “küçük burjuva” kitlesi ortaya çıkardığını anlamaya çalışmalıyız.  Böylelikle ırkçılığın sınıfsal temelleri gibi kötü sorulmuş bir soruyu boşa düşürmüş oluruz. Burada kilit kavram Balibar açısından Althusser’den devraldığı üst-belirlenim(over -determination) daha doğru bir ifadeyle çoklu belirlenim kavramıdır.  İki tür antropoloji iki “hümanizm” çatışmaktadır.  Bir tarafta doğuştan eşitlik antropolojisi diğer tarafta ise kalıtımsal eşitsizlik antropolojisi.  Balibar bu iki antropolojinin de ulusal ideoloji tarafından üst-belirlendiğini söyler. Burada nirengi noktası o ulusa ait ideolojinin öznesi olunup olunmadığıdır. Ulus ideolojisi benimsendiği takdirde kalıtımsal eşitsizlik de doğuştan eşitlik de bu başlık altında tartışılmak zorundadır.

Balibar;  belirli bir dönem kol emeği sonrasında ise makine beden metaforu biçimini alan ve bedenin emeğinin sınırlarının saptanması işleminin şu söylemle tedavüle sokulduğunu söyler. İnsan ırkının üzerindeki tehditleri ortadan kaldırmak için bireyleri başka bir beden üstüyle donatmak! Modern ırkçılığın bedenin estetize edilmesi üzerinden yol adığını gören isimlerden biri olarak Balibar kapitalist birikim mantığının iki veçhesine dikkat çeker: bir yandan yedek işçi ordusu ve buna mukabil süreksizleştirme üzerinden emek gücünün sürekli harekete geçirme anlayışına, diğer yandan ise paternalist tarzda bir tür siyasi hegemonya yolu ile kuşaklar boyu süreksizleştirmek sözkonusudur. Bu işlemle göreli istihdam yaratılır.

Balibar devamında hem egemen sınıflar açısından hem de halk sınıfları açısından sınıf ırkçılığını şu söz aralığında tanımlar: “toplu biçimde kapitalist sömürüye tahsis edilmiş olan toplulukları ya da iktisadî süreç onları sistemin doğrudan kontrölünden çekip aldığında bu sömürü süreci için yedekte tutulması gerekenleri tanımlayıcı işaretlerle belirlemek.” Balibar’ın aktarımına göre halk sınıfları açısından yedek işçi ordusunun kim olacağına dair konum belirlemede açığa çıkan bir “sınıf ırkçılığı”ndan söz edebiliriz. Kuşaklar boyu “istihdam edilen” çalışanlar ile günümüz litetaründeki sürekli güvencesiz olan anlamında prekarya arasında da dile tevarüs eden ve istihdam edilenin üretebileceği muhtemel olan bir ırkçı söylemin gelişmesi muhtemeldir. Örneğin Trakya’ya mevsimlik Kürt işçileri akın etseydi; Bulgarların vereceği tepki Türk Ulusalcılığı üzerinden bina edilen bir ırkçı söylemden ziyade iş bölümünün paylaşılması ya da ücretli emeğin üleşilmesi üzerinden açığa çıkan sorun üzerinden oluşturulan ırkçı söylem olacaktır gibi.

Balibar klasik reddiyeye yerinde bir müdahele ile; kendisini yalnızca milliyetçi gören argümanlara inat ırkçılık ve milliyetçilik arasında aşılmaz duvarlar yoktur diyor. Kendi ifadeleri ile söyler isek: Milliyetçiliğe oranla ırkçılığın onu oluşturucu fazlalığı dediğimiz şey… “

Balibar: “Milliyetçiliğin öncelikli olarak toplumun ve devletin birliğini tahayyül etme ve hedeflemenin bir yolu mu, yoksa öncelikle sınıf mücadelesinin ulusal birliğin önüne koyduğu engellere bir tepki mi olduğu esas olarak önemli değildir.” diyerek sözlerine devam eder. Dolayısıyla önemli olan artiküle olan bir ideolojiler çiftinden bahsediyoruz. Milliyetçilik bölme ya da bölerek birleştirme gailesiyle hareket etsin hiç farketmez kaçınılmaz olarak gider yolu Irkçılıktır. Irkçılık, bireylerin bilincinde azınlıkta ya da saklı olsa bile der Balibar: milliyetçiliğin sınıf mücadelesine eklemlenmesine, terimin çifte anlamıyla ihanet eden, onun bu “içsel” fazlasıdır. Yani özetle “bütün”ün parçalı olduğu bilgisiyle onu dış düşmanlara karşı korumak adına içeride tek kimlik olarak ideal identity adı altında birleştimek. Hasıl olan cemaatin  “Bir”liğine vurgu yapmak değil elbette, bu yapısı gereği cemaate aykırı olduğu için de sürekli cemaati  cemaat adına koruyacak bir bekçi ve düşman olarak iç mihrak aramakla sonuçlanmaktadır!.. Türkler birarada yaşasın demek bu coğrafyadaki halkları ideal kimlik adına görmezden gelirken; dünya türk olsun adı altında dile gelen idealle harmonize edilen bütün anlayışı milliyetçiliğin içsel fazlası olarak her daim mevcudiyet taşıyan ırkçılığıdır.

Dünyanın bütün ulusal(*) mazlumları varoluş gücünüzü engelleyen ve sizleri devlet-ulus altında adlandırma işlemi olan milli kimliğinizi ortak bir yaşam için dağıtın!..

Not: Ulus burada geleneksel kullanımı dışında politik bir topluluk olarak düşünülmüştür. Devlet kapma ve üst-kodlama ‘makine’si olarak politik toplululuğu engeller ve onu kendine milli adı altında tabii kılar.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s