Althusser’in Clinamen’i: Rastlantısal Materyalizm ve Devrimci Politika -Promise Li

images (23)
Çev. Sercan Çalcı

Althusser’in ölümünden sonra yayınlanan Karşılaşma Felsefesi’nden bu yana araştırmacılar, “İdeoloji ve Devletin İdeolojik Aygıtları” (bundan böyle DİA olarak anılacaktır) ve Kapital’i Okumak’ın yazarı erken dönem Althusser ile bir “karşılaşma felsefesi” veya “rastlantısal materyalizm” için yüzünü Lucretius’a dönen geç dönem Althusser arasında bir süreksizlik gibi görünen şeyle boğuşuyorlar. Antonio Negri, Althusser’in yüzünü Machiavelli’ye ve Lucretius’a açıkça döndüğü uğrağı, “Althusser’in daha önceki teorik analizinin yapısal çerçevesinin tamamıyla tersine çevrildiği” nokta olarak betimleyerek, bir “Kehre” ya da dönüş olarak niteler. Buna karşın kimi araştırmacılar söz konusu iki Althusser’in böylesine net biçimde ayrılamayacağını öne sürerek aksini vurgulamaya çalışmaktadırlar. Bu yazıda ben, Althusser’in sisteminin sürekliliği ya da süreksizliğini üzerinde durmak yerine, bu sistemin işleyişinin doğrusal-olmadığının altını çizmek için “clinamen” kavramını Althusser’in geç dönem yazılarında kullandığı şekilde inceleyeceğim. “Karşılaşma” olarak clinamen, bizi, devrimci dahiliyete yönelik jestleri bulmak için Althusser’in önemli eseri DİA’yı yeniden değerlendirmeye sevk etmekte ve onun külliyatı üzerine süreklilik ve süreksizlik argümanlarının ötesinde yeni bir perspektifi takdim etmektedir.
Althusser’in geç dönem çalışması karşılaşmanın önemli bir yönüne odaklanır: Sapmanın görünüşteki nedensizliğine veya kendisinin dediği gibi “rastlantısal” doğasına. Lucretius’un Epikourosçu kozmolojisinde “ilk neden” veya tüm şeylerin kökeni olan ilksel bir karşılaşma olarak clinamen önce gelir ve “bütün gerçekliğin, bütün zorunluluğun, bütün Anlamın ve bütün nedenlerin temeli” olarak iş görür. Epikourosçu dünya, “bütün dünyaların ve dolayısıyla bütün gerçekliğin ve bütün anlamın kökeninin bir sapmaya bağlı olduğu ve dünyanın kökeninin de Akıl ya da Sebep değil sapma olduğu fikrini” varsayar. Bu anlayışa göre Epikouros ve Lucretius “atomların, belirsiz zamanlarda, kendi ağırlıklarına nazaran aşağıya çekildiğine ve boşlukta dikey olarak yol aldıklarına” inanıyorlardı. Lucretius’un dediği gibi, bu devinim, nihayetinde “bir yön değişiminden” ibaretti; en sonunda maddeyi yaratan cüzi bir sapmadan, deverandan, dönüşten. Althusser, sapmanın kendi oluşumu dahilinde bütünüyle rastlantısal olduğunu belirtir; “onun içerisinde hiçbir sabit zorunluluk yoktur.” Clinamen, düşen atomların kökensel eğim ve edimi olmalıdır; clinamen “bir kökeni düşünmenin imkânsızlığına” işaret eder. Benzer şekilde Lacan, daha sonra, Gerçek’e ilişkin teorisini “yitik karşılaşma” olarak betimler. Lacan, Gerçek düzeni, “otomatonun, geri dönüşün, geri gelişin ötesinde” , bir başka deyişle “(Lucretius’a göre) clinamen şeylerin doğuşunu ve dilin belirişini işaret ettiğinden, dilin ve ‘gerçekliğin’ önünde uzanan kökensel sapmanın ötesinde ve ondan önce olarak belirler. Althusser ise Lucretius’un akıl yürütmesini izleyerek, bu kökensel sapmanın “tıpkı meydana gelmesi gibi gelmemesinin de olası olduğunu (…) hiçbir kesin ilkenin bu seçeneği önceden belirlemediğini, bunun bir zar oyunun düzeni olduğunu” kabul ederek kendi karşılaşma felsefesinin zeminini kurar. Althusser, hem felsefe hem de sınıf mücadelesi alanlarında, her türlü teleolojiden felsefi bir kopuş için Lucretius’un anlatısıyla aynı eksene dahil olur.
Althusser’in “rastlantısal materyalizmi” sadece politik praksis meselesini yeniden incelemek için değil, ayrıca belirli bir felsefi ve politik ethosun üzerinde durmak için bu kavramı geliştirir. Marksist materyalizmin bu stratejik kavranışı Machiavellici politik teori ve Lucretiusçu kozmolojiyle harmanlanır; Fillipo del Lucchese, Fabio Frosini ve Vittoro Morfino tarafından hazırlanan yeni bir derlemede derinlemesine ele alınmış bir bağlantıdır bu. Mikko Lahtinen, Althusser’in, Epikourosçu geleneğin yardımıyla “bir ‘rastlantısal Machiavelli’ mefhumunun; yani her aktörün etkin hakikati örgütlemeyi ve yönetmeyi amaçladığı bir konjonktürde açığa çıkan bir eylem olarak politika görüşüne açılan materyalist bir politika teorisinin taslağını çıkardığını” ifade eder. Althusser’e göre politik alan Machiavellici-Lucretiusçu dünyanın niteliklerini benimser; sürekli bir düzensizlik, Marksist dille söylersek sürekli bir mücadele durumudur bu. Zaferin veya herhangi bir politik devrimin garantisi yoktur, “hatta her ‘sabit’ politik örgütlenme biçimi belirsiz ve rastlantısal bir temele dayanır.”
Clinamen, açıkça ifade edilmemiş olmalarına rağmen, Kapital’i Okumak’tan itibaren Althusser’in düşüncesinde bütüncül bir rol oynayan yitik kavramlara işaret eder. Clinamen, Althusser’in düşüncesini, “Machiavellici” bir felsefe olarak; yani kendi “etkin hakikati” sayesinde kavramsal düşüncenin sürekli-olmayışını kesin bir biçimde ortaya koymak için onu kucaklayan bir felsefe olarak düşünmeye olanak tanır. Machiavelli için etkin hakikat, gerçeklikte hiçbir yeri olmayan ideal hakikatlerden farklıdır. Etkin hakikat, savunmasız kavram ve vecizleri adlandırmaktansa somut tepkileri açığa çıkarır ve paradigmaları değiştirir; tıpkı Kapital’i Okumak’ın yayınlanmasının kendi konjonktüründe güçlü etkiler ve tepkileri doğurmasında olduğu gibi. Althusser’in kendi metaforunu kullanırsak, şayet kişi eğik bir çubuğu düzelmek istiyorsa, bu değişimi sağlamak için onu orijinal düzlüğüne getirerek bükmesi yetmez. Çubuğu düzeltmek için onu aksi yönde bükmesi gerekir.
Machiavelli’nin de kabul edeceği gibi, teorik politikası da benzer şekilde işler. DİA’nın yaygın bir eleştirisine göre, Althusser’in yüksek kontrol altındaki dünyasında eylem ve müdahale için herhangi bir yer bulmak görünüşte imkânsızdır. Ancak Foucault’nun etkileyici bir şekilde ifade ettiği gibi, “iktidarın olduğu” her sistemde “direniş de vardır.” Foucault bunları, “iktidar ağındaki her yerde mevcut olan direniş noktaları”ndan söz ettiği” Cinselliğin Tarihi’nde, “direnişin çok katlı uzamları” olarak betimler. Althusser’e göre, ilk kez Epikourosçu felsefenin ortaya koyduğu rastlantısal “karşılaşma”, bu direniş noktalarının felsefi çözümlemesidir. DİA’nın son zamanlarda yayınlanan tam elyazmasının da teyit ettiği gibi, Althusser, Mayıs 68’in başarısızlığa uğramasının ardından devrimci eylemin güçlüğünü “etkin bir şekilde” vurgulamak amacıyla, DİA’nın orijinal baskısında bu “direniş noktaları”na yönelik bütün referansları bilinçli olarak silmiştir. Nihayetinde bunun kusurlu bir strateji olduğu gösterilebilir olsa da, DİA, Althusser’in daha sonradan clinamen aracılığıyla bir başkaldırının felsefi zemini olarak telaffuz ettiği, pratikteki bir sahneleme olarak görülebilir. Michel Pêcheux, DİA’yı, “Marksizm-Leninizmi iş başındaki varsayımlarından azletmek ve en radikal biçimde mahrum bırakmak için –ki kimilerinin gözlerinde tam da affedilemez bir şeydir bu– sınıf mücadelesinin dayattığı felsefi bir varyant” olarak betimler. DİA’nın, yeni bir mücadele ve başkaldırı teorisi sağlamak için Marksist müdahale geleneğine bir meydan okuma olabileceği iddiası genel kanının aksi istikametinde yer alır. Ancak, Althusser’in Pascal’a referansını (“Diz çökün, dudaklarını eder gibi kıpırdatın; inanacaksınız”) ideolojinin ritüalistik ve daha da önemlisi cismani doğasının altını çizmek için genişletirsek, bu pratikler “kırılma, başarısızlık ve parçalanma olmadan herhangi bir ritüelin de olamayacağı” olgusuna dayanır.
Pêcheux “Ideology: Stronghold or Paradoxical Space?”te bu meseleyi irdeler. DİA’da yer alan tezler “ideolojik yeniden-üretim süreçlerini, beklenmedik olanın sürekli belirdiği çok katlı direniş uzamları olarak da kavrayan tezler olarak anlaşılmalıdır.” Her ideolojik ritüel kusurlar, başarısız edimler ve “yeniden-üretimin ‘ebediyetinin’ başına gelen ve onu sekteye uğratan çeşitli hatalarla durmaksızın karşı karşıya gelir.” Althusser’i faillik veya değişime yer bırakmayan bir dünya resmi çizmekle eleştirenlere karşı, Pêcheux, ideolojinin “bir kale değil aksine paradoksal bir uzam oluşturduğunu” yazar. İdeolojinin, hatta DİA’da bile, “paradoksal uzam” olarak işlediği fikrini anlamak ve geliştirmek gerçekten de kayda değerdir. İdeolojiyi devrimci eylemin antitezi olarak, alt üst etmesi imkânsız, sıkı dokunmuş bir aygıt olarak irdelemek son derece yaygın hale gelmiştir. Foucault, bu yapının katılığına karşı güçlü bir eleştiri sunmuştur, fakat Pêcheux’nün “paradoksal uzam” şeklindeki ideoloji tanımı çok daha incelikli bir noktayı ifade eder. Paradoksal olarak ideoloji, gerçek çelişkilerin gelişim zeminidir. Tutarlı bir yapı imgesi meydana getirmek için beliren maddi bir uzamdır bu; Althusser’in “Çelişki ve Üstbelirlenim” de yazdığı gibi, söz konusu uzama “kesintili birlik” formu veren “çelişkilerin birikiminin kaynaşması” tarafından nitelenen bir uzamdır. Pêcheux “hâkim ideolojinin çelişkiler olmadan asla hâkim olamayacağını” hatırlatır. Althusser’in geç dönem düşüncesinde, yani Machiavelli ve Biz ile Karşılaşma Felsefesi’ni yazdığı dönemde, bu “paradoksal uzam”ın kesintili ve devrimci potansiyeli onun araştırmasının odak noktası haline gelir. Althusser’in clinameni, Foucault’nun ötesine geçerek, bu “karşılaşmaların” imkânlarını, sistemin semptomlarını felsefi olarak araştırmaya girişir. Yeni bir direniş politikasının inceliklerini araştırma görevi felsefi pratiğin kendisine ilişkin bir incelemeye yol açar.
Ölümünden sonra yayınlanmasına rağmen Althusser’in Karşılaşma Felsefesi, onun külliyatının bütün güzergâhı içerisinde, teorik projesinin dip akıntılarını besleyen belli bir politik jesti tarif eder. Karşılaşma Felsefesi’nin yayınlanması Warren Montag’ın belirttiği gibi, “Çelişki ve Üstbelirlenim”, “Lenin ve Felsefe” gibi eserlerinde, bir konjonktür felsefesini görmeyi “kaçınılmaz değilse bile mümkün” kılar; öyle ki bu felsefeye göre “tarih (…) hiçbir zaman önceden saptanamayan sonuçları olan heterojen kuvvetler arasındaki karşılaşmaların sonsuzluğunun mevkisidir.” Lucretiusçu natüralizme yönelik bu apaçık dönüş, Althusser’in çağdaşı olan Fransız politik ve entelektüel sahnesinde Marksizmin gelişimine teorik –aslında politik– bir müdahaledir. Stalinizmin yükselişi ve Mayıs 68 protestolarının başarısızlığ7a uğraması karşısında Althusser, dönemin hâkim Marksist entelektüellerinin tutundukları ortodoks Marksizmin doktrinlerini yeniden incelemeye çalışıyordu. Keşfettiği şey ise en ilerici ve teorik açıdan titiz Marksist hareketler içerisinde dahi bulunan –toplumsal konjonktürün içkin karmaşasının kaçınılmaz gerçekleşmesi ile Marksizmin belirlenimci bir modelinden ayrılmanın reddi arasındaki– merkezi bir gerilimdi. Epikourosçu felsefe ile Machiavellici politikayı açıkça nişanlamasıyla doruğa ulaşan bu girişiminde Althusser, ideoloji teorisi ve rastlantısal materyalizm teorisiyle daha radikal bir politik eylem teorisini ortaya koymak amacıyla Marx’a döner. Clinamen, “devrimci” potansiyelini feda etmeden politik dönüşüm uğrağının olumsallığı ve öngörülemezliğine tanıklık ederek, ideolojiyle rastlantısal materyalizm arasındaki bağlantıyı derinleştirir.
Bu kavram, Marksizmin devrimci potansiyeline ilişkin bir anlayışı tam da onun zorunluluğu ve yaratıcı imkânları üzerindeki vurgu sayesinde geliştirir. Bir başka deyişle, muhtelif teorisyenler devrimci kopuşun rolünü hegemonya ya da ideoloji gibi başka fenomenlere ilişkin yaklaşımlarında örtbas etme eğilimindeyken, bu kavramlara olan dahiliyeti Althusser’i devrim meselesini bütün gücüyle yeniden irdelemeye sevk eder. Devrim uğrağı, yaratım ve yeniden-yaratımın çığır açıcı bir edimidir; yaşamının sonuna doğru Althusser’in Lucretius’a dönüşü, onun Makrsist praksise ve yıllar içinde çeşitli “post-Marksizm” biçimlerince giderek örtbas edilen Marksist devrime ilişkin bu merkezi felsefeye bütüncül bağlılığının nişanıdır. Ancak, Althusser’in bütünüyle farkında olduğu gibi, “sapma” veya “yoldan çıkma” olarak clinamenin fiziksel devinimi, tam da devrim imkânının içerisinde bir hata potansiyelinin de kayıtlı olduğunu gösterir. Althusser’in yazdığı gibi, “bu gibi hataların imkânı, tıpkı sapmanın imkânı gibi, sınıf mücadelesine hükmeden çelişik ilişkilerin içerisinde yazılıdır.” Bu yüzden clinamen kavramı “hakikat olmadan hata, norm olmadan sapmadır”; tıpkı clinamenin bizzat kendisinin bir emsali olmayan, başlangıçtan olumsal bir sapma olması gibi. Althusser, clinameni “yavaş yavaş gelişen veya ne bir hakikati ne de normu olan bir gerçekliğin tam ortasında birden açılan ve hükmedilemeyen bir arıza, bir duraksama, bir yoldan çıkma” olarak niteler. Onun hareketi, onun oluşunun radikal aniliğinden dolayı devrimcidir; o, kontrol edilemeyen değişim kuvvetidir çünkü ne bir emsali ne de bir “norm”u vardır ya da var olabilir. Clinamen tam da kendi belirişinin öngörülemezliği dolayısıyla devrimci bir forma sahiptir.
Gerçekten de maddi anlamıyla yoldan çıkan ve sapan atomların gerek en küçük jest gerekse tarihsel devrim olarak fiziksel devinimi, ideolojik sistemlerdeki değişim kapasitesini hatırlatır. Burada Robert Linhart’ın Paris’teki Citroen fabrikasındaki çalışma deneyimini naklettiği The Assembly Line başlıklı otobiyografik anlatısından uzunca bir pasajı alıntılıyorum:
“Diyelim ki (…) bir makinenin sakin mükemmelliğiyle yetinerek aynı zaman dilimi içinde aynı şekilde aynı hareketleri yapmaya alışman gerek sadece. Ama yaşam buna başkaldırır, buna direnir. Organizma direnir. Kaslar direnir. Sinirler direnir. (…) Yaşam kendisini çok daha ani bir hareketle gösterir; yanlış zamanda indirilen bir kol, daha yavaş bir adım, bir saniyelik düzensizlik, sakar bir jest, öne doğru geçiş, geriye doğru sürükleniş, istasyondaki manevralar; her şey ama her şey, iş istasyonundaki boş sonsuzluğa karşı direnişin zavallı meydanında, önemsiz bile olsalar hâlâ insani hadiselerin var olduğunu gösteriyor. Bir beceriksizlik, rutini bozan bir tesadüfî hareket (…).”
Hata potansiyeli tekrarı alt üst etme potansiyelidir aynı zamanda; sapma, sistemde kırılmalar yaratırken tam da devrimci dönüşüm kapasitesini oluşturur. Hâkim ideoloji açısından kavranılamaz olan yeni bir dil biçiminde işleyen clinamen işçinin yanlış jestidir ya da kitlelerin toplumsal alt üst edişe kapılmalarıdır. Emsalsiz ve devrimci olan en küçük sapma yepyeni bir madde bütünü yaratmanın habercisi olabilir.
Lucretius’un kavramı ideolojik “kale”nin, nihayetinde, içkin çelişkilere ve rastlantısal direniş mevkilerine sahip bir “paradoksal uzam” olduğunu gösterir. Pêcheux, “emsalsiz” sapmanın veya devrimin “işçi hareketinin devrimci pratiğinin sınıf mücadelesinin bilimsel teorisiyle taraflı bir kaynaşmasını” meydana getirdiğini yazar. Benzer şekilde, Althusser’in kendi külliyatı da gösteriyor ki onun düşüncesinden kaynaklanan teorik etkiler doğrusal bir biçimde gelmezler. Onun çalışmasının “anlatısına” ilişkin farklı yorumları sunmaya yeltenmek yerine, clinamenin gösterdiği gibi, farklı okuma tarzları geliştirmeyi öğrenmeliyiz. Bu deneme, karşılaşma felsefesinin ve clinamenin, Althusser’in külliyatının bütününde, adeta açığa çıkarılacak gizli veya ezoterik bir hakikatmiş gibi daima mevcut olduğunu göstermeyi amaçlamıyor. Direniş için felsefi bir zemin sağladığı ölçüde clinamen, rastlantısal potansiyel olarak, Althusser düşüncesinin geniş erimini irdelemek için bir hatırlatma olarak da işler. Althusser farklı bir şekilde okunarak –doğrusal-olmayan rezonans noktaları ve anlatıya karşı metnin ahenksizliği üzerinde kafa yorularak, anlatının çatlakları ve semptomları üzerinde durularak– düşüncenin yaratıcı çoğulluğu keşfedilebilir. Pêcheux’nün önerdiği gibi, “çok katlı direnişin” ve devrimci değişimin “uzamları, beklenmeyenin sürekli olarak belirdiği mevkilerdir.”

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s