Althusser’de Yapısal Nedensellik Kavramı – Vittorio Morfino

WhatsApp Image 2020-06-08 at 13.32.46

 

Çev. Eser Kömürcü

Özet: Althusser, “Marx’ın muazzam teorik devrimi” nin yapısal nedensellik kavramı olduğunu iddia eder. Yalnızca Verbindung, Gliederung veya Darstellung gibi bir dizi terimle taslağı çizilmiş olsa da, Althusser için bu kavram Kapital’i Okumak metninin merkezinde yer alır. Bu çalışmanın amacı, Althusser’in Marx yorumunun, felsefi yapısı üç farklı teze dayanan bir nedensellik anlayışına dayandığını göstermektir: ilişkilerin kuruculuğu, ilişkilerin olumsallığı ve çoğul zamansallık.

Anahtar Kelimeler: yapısal nedensellik, ilişkilerin ontolojisi, zaman, Althusser, Marx

  1. Yapısal nedensellik kavramının tanımı

Althusser’in bir nedensellik teorisi formülü oluşturmaya çalıştığı bir yer varsa, bu yer kesinlikle  ‘Çelişki ve Üstbelirlenim’ ve ‘Materyalist Diyalektik Üzerine’ metinlerindeki diyalektik üzerine düşüncelerinin birbirine yakınsadığı ‘Kapital’in Nesnesi’ metnidir. Metnin merkezindeki soru, Marx’ın ekonomi politik söyleme ilişkin Kapital‘de ortaya koyduğu yeniliktir: şayet ekonomi politik, ekonomik fenomenleri pürüzsüz, homojen bir mekan içinde sunuyorsa, Marx’ın teorisi ekonomik fenomenleri “bölgesel bir yapı tarafından belirlenmiş ve kendisi global bir yapının tanımladığı bir konuma kazılı bir bölge içinde sunar.”[1] Althusser’in mekânsal metaforunda, tarihin karmaşık ve derin mekânına kazılı ekonominin karmaşık ve derin mekânını düşünme çabası buluyoruz. Bu nedenle, ekonomik fenomenleri düşünmek için, onları üreten yapı kavramını, yani üretim tarzının global yapısının dışında tanımlanamaz olan üretici güçler ve üretim ilişkileri birliğini inşa etmek gerekir. Bu, yalnızca ekonomik fenomenlerin verili olmadığını değil, aynı zamanda onlara doğrusal bir nedensellik modelinin uygulanamayacağı anlamına da gelir; “Tarih teorisi ve ekonomi politik teorisinin kesin bir söylemini oluşturmak” için yeni bir felsefi kavram üretmek gerekir. Başka bir deyişle, vasıtasıyla Marx’ın ekonomi ve tarihin yeni bilimsel alanını açtığı coupure (kopuş), felsefi bir devrim, yeni bir nedensellik kavramının üretilmesini gerektirir. Bu nedenle Althusser,  ekonomi politiğin nesnesinin yeniden tanımlanmasının ortaya koyduğu temel epistemolojik sorunu şu şekilde formüle eder:

Bir yapının öğelerinin belirlenimini ve bu öğeler arasındaki yapısal ilişkileri ve bu yapının etkililiği uyarınca bu ilişkilerin tüm etkilerini hangi kavram veya hangi kavramsal topluluk aracılığıyla düşünmek mümkündür? Ve daha ziyade, egemen bir yapı uyarınca tabi bir yapının belirlenimini hangi kavram veya hangi kavramsal topluluk aracılığıyla düşünmek mümkündür? Başka bir deyişle, yapısal bir nedensellik kavramını tanımlamak nasıl mümkün olabilir?[2]

Şu var ki, Marx’ın kendisi bu problemi bir problem olarak ortaya koymamıştır- O, bir yapının kendi öğeleri üzerindeki etkililiği kavramını üretmemiştir. Bunun yerine, “O, onun kavramının yokluğunda, olağanüstü bir yaratıcılıkla, fakat bu sorunu ortaya koymak ve çözmek için upuygun olmayan önceki şemalara düşmekten tamamen kurtulmaksızın, pratik olarak çözmek için yola çıkmıştır.”[3] Bu upuygun olmayan şemalar nedenselliği düşünmek için modern felsefe tarafından üretilen iki tür kavram sistemidir: Kartezyen kökenli mekanik model ve Leibniz kökenli ifadesel (expressive) model. Eğer birincisi, bütünün kendi öğeleri üzerindeki etkililiğini ‘olağanüstü çarpıtmalar pahasının haricinde’[4] açıklayamıyorsa, ikincisi tam olarak bu amaç için tasarlanmış ve yine de bütünün doğasının tinsel olduğunu varsayar. Elbette, modern felsefede, bu sorunu “ilk çözümü ana hatlarıyla çizmeye”[5] çalışarak ortaya koyan bir düşünür, Spinoza, olmuştur, fakat “bildiğimiz gibi, tarih onu zifiri bir karanlığa gömmüştü.”[6]

Althusser, Marx’ın yapısal nedenselliği düşünme girişimini gösteren birkaç terimi ayırır: 1857 tarihli Ekonomi Politiğe Giriş metnindeki Beleuchtung (aydınlatma) ile daha da önemlisi Kapital metnindeki Darstellung (sunum) terimleri, aynı zamanda kapitalist sistemi sunduğu metaforlar: Triebwerk, Mechanismus, Getriebe [bir mekanizma, bir mekanik, bir makineler düzeneği, bir makine, bir montaj olarak…] ve social metabolism (toplumsal metabolizma). Bu anlamda daha az önemli olmayan Verbindung (bileşim) ve Gliederung (yapı ya da eklemlenmiş hiyerarşi) terimleridir.

Bu Marksist terimlere geri döneceğiz, fakat şu an gözlerimizi Marx’ın terimlerinin ötesine Althusser’in kendi terimleriyle karakterize ettiği kavramlara, bir yapının etkililiğine çevirmeliyiz: Althusser’ın kendisinin psikanalizden ödünç alındığını ileri sürdüğü üstbelirlenim kavramı, Miller tarafından icat edilen metonimik nedensellik kavramı, Spinozacı anlamda içkin neden kavramı ve son olarak yazarsız bir tiyatro kavramı.

Althusser, Marx için metninde Hegelci çelişkiye istinaden Marksist çelişkinin özgüllüğü teması üzerine yayınlanan iki makalede üstbelirlenim kavramında açık olarak ısrar eder: kavramın işaret ettiği şey, tam olarak karmaşık bir bütünlüğün egemenliğindeki yapının ima ettiği spesifik bir belirleme türüdür. Bu anlamda metonimik nedensellik kavramı, tam olarak “Materyalist Diyalektik Üzerine” metninde ortaya konulan temel çelişki ile tali çelişkiler arasında ve çelişkilerin temel ve tali yanları arasındaki yoğunlaşma [condensation] ve yer değiştirme [déplacement] mantığını ileri sürüyor gibi görünmektedir.[7] Bu mantığa ilişkin olarak, tahakkümlerin keyfi ardışıklık görünümüne kanmamalıyız: çünkü […] gelişimin düğümselliği (özgül aşamalar) ve her aşamanın yapısının özgül düğümselliği karmaşık sürecin kendi varlığı ve gerçekliğidir.[8]

Bu nedenle “yapının etkileri üzerindeki […] nedenin yokluğu, yapının ekonomik fenomenlere ilişkin dışsallığının bir sonucu değildir; bu, tersine, yapının, yapı olarak kendi etkileri içindeki içselliğinin biçimidir”.[9] Bu, etkilerin, yapının üzerinde kendi damgasını basmak [sa marque] için ulaştığı bir nesne, bir öğe, veya bir mekan olmadığı anlamına gelir.[10] Bu noktada, Spinoza’nın içkin nedensellik kavramı yardımcı olur. Yapının varlığının kendi etkilerinden ibaret olması, yani yapı “kısaca yalnızca kendi öğelerinin özgül bir bileşimidir”: “kendi etkilerinin dışında” bir hiçtir.[11] Öyle ki yazarı olmayan bir tiyatro kavramı, “aynı anda kendi kendisinin hem sahnesi, hem senaryosu ve hem de aktörü olan bir tiyatronun; seyircilerinin yalnızca onlar her şeyden önce asla yazarı olamayacakları senaryonun kısıtlamaları tarafından ele geçirilmiş aktörleri olmaya zorlandıklarından dolayı seyirci olabildiği tiyatronun sahne düzeninin/mizanseninin [mise en scène] varoluş tarzına”[12] işaret eder.

Althusser’in bu referansları ne anlama geliyor? Her şeyden önce, Althusser, Marx’ın kendisinin, yapıyı fenomenal bir dışsallığa karşın temel bir içsellik olarak[13] ve sonuç olarak, bilginin yörüngesini soyut bir temelden somut bir varoluşa geçiş olarak (Kapital Cilt 1’den Cilt 3’e geçiş olarak) anlayarak yarattığı çeşitli belirsizlikler alanını açık hale getirmeyi amaçlıyordu. Aslında, bu hareket soyutlamayı asla terketmez, kavramın dışına asla çıkmaz, yalnızca yapı kavramından ve onun en genel etkilerinden onun özel etkilerinin kavramlarına geçer. Kavram ve şeylerin varlığı arasındaki sınır gerçekte aşılamaz [infranchissable], çünkü o bir sınır olamaz, çünkü bir şeyin kavramının soyutluğu ile bu şeyin ampirik somutluğu arasında bir sınır kavramının kullanımına izin verebilecek ortak bir homojen mekan (tinsel veya gerçek) yoktur.[14]

Althusser’e göre, modern felsefe tarafından ortaya konulan iki nedensellik modeli, geçişli ve ifadesel, öz ve fenomen kavramsal çiftini yeniden sunmakla sonuçlanır:

Bu iki model, fenomen ve öz arasındaki klasik karşıtlık içinde kolaylıkla ortak bir temel bulurlar. Bu kavramların muğlaklığı gerçekten de açıktır: öz, fenomene göndermede bulunur, fakat aynı zamanda gizlice özsel olamayana da göndermede bulunur. Bu fenomen, tezahürü ve ifadesi olabileceği öze göndermede bulunur, fakat aynı zamanda ve gizlice, ampirik bir özne gibi görünen şeye, bir algıya ve dolayısıyla olası bir ampirik öznenin ampirik ruhsal durumuna göndermede bulunur.[15]

Böylelikle, modern felsefe, bu muğlak belirlenimleri gerçekliğin kendi içinde biriktirmekle, özsel bir içsellik ile fenomenal bir dışsallık arasındaki bir ayrımı gerçeğin içine yerleştirmekle, dolayısıyla gerçekliği “iki düzeyli bir gerçeklik[16] olarak tanımlamakla sonuçlanır.

  1. Kapital‘de Nedensellik

Althusser, Marx’ta yapısal nedensellik kavramının kendisi olmasa da, en azından onun araştırılmasının semptomu olan belirli sayıda terimi tanımlar: Verbindung, Gliederung ve Darstellung.

Althusser, Verbindung terimini sistematik olarak combinaison (bileşim) Fransızca terimi ile tercüme etmiştir. Verbindung, Kapital‘in 2. cildinin 1. Bölümünün,  ilk kısmından alınmıştır:

“Toplumsal üretim biçimi ne olursa olsun, emekçiler ve üretim araçları her zaman için üretimin unsurları olarak kalırlar. Ne var ki, birbirlerinden ayrılmaları durumunda, her iki unsur da yalnızca potansiyel durumdadırlar. Üretimin gerçekleşebilmesi için bunların bileşimi gerekir. Toplumsal yapının farklı iktisadi çağlarını birbirlerinden ayırt eden şey, bu bileşimin içinde gerçekleştiği özgül tarzdır (die besondere Art und Weise).”[17]

Althusser, Verbindung kavramını ‘Kapital’den Marx’ın Felsefesine‘ metninde, öncelikle “üzerinde çalıştığı nesne türünü (hammadde), sahip olduğu teorik üretim araçlarını (teorisi, yöntemi, ve deneysel veya başka türlü tekniği) ve içinde ürettiği tarihsel ilişkileri (hem teorik, hem ideolojik, hem de toplumsal) birleştiren (“Verbindung”) bir yapı”[18] tarafından oluşturulmuş bilgi üretiminin belirli bir tarzı, düşüncenin bir açıklaması olarak kullanmaktadır. Ama yine de aynı metinde Althusser, “uygulandıkları nesneler, üretim araçları ve içinde ürettikleri ilişkiler farklı doğalara sahip”[19] farklı pratiklerin (ekonomik, politik, bilimsel, teorik-felsefi) birleşimlerini tanımlamak için Verbindung terimine geri döner.

Kapital’in Nesnesi” metninde Marx’ın ekonomi politik eleştirisine adanmış bölümün içindeki üretim ilişkilerine ilişkin olarak Verbindung terimi merkezi bir aşamaya dönüşür. Burada Althusser, üretim ilişkilerinin öznelerarasılık modeline nasıl indirgenemeyeceğini vurgulamaktadır: “üretim ilişkileri zorunlu olarak, insanlarla şeyler arasındaki ilişkileri ima eder, öyle ki, insanların kendi aralarındaki ilişkiler burada insanlar ile üretim sürecinin maddi öğeleri arasındaki belirli ilişkilerle tanımlanmıştır.[20]

Marx, üretim ilişkilerini “bir yandan üretim araçları ile diğer yandan üretimin failleri arasında kurulan belirli bir düzenli oran içindeki üretim araçlarının üretim faillerine belirli bir atfedilmesini”[21] içeren bir Verbindung (bileşim) olarak ya da, 1857 Giriş‘inin terimlerine geri dönerek, bir dağıtım olarak ele almaktadır. Althusser, Marx’ta bundan da öte ayrımlar bulur: üretim araçları tarafında, üretimin nesnesi ile araçları arasında, failler tarafında üretimin dolaysız failleri ile üretim araçlarının sahipleri arasında ayrım:

Emek gücü, doğrudan emekçiler, doğrudan emekçi olmayan efendiler, üretim nesnesi, üretim aygıtları vb. gibi bu farklı öğeleri bileştirerek ya da ilişkili hale getirerek, insanlık tarihinde var olmuş ve var olabilecek farklı üretim tarzlarının bir tanımına ulaşırız.[22]

Önceden var olan belirli unsurların bu Verbindung (bileşimi), “gerçekten de bir bileştiriciyi oluşturabilir.”[23] Verbindung, bu nedenle bir bileştirici olarak anlaşılır. Ancak, bunların hepsi 1965’te Kapital’i Okumak metninin ilk baskısında yer alır. 1968’deki ikinci baskıda Althusser analizine ince bir ayar vererek, bu işlemin “bizi bir bileştiriciyi düşündürebileceğini” ileri sürer, fakat bu farklı bileşimlerden tanımlanan ilişkilerin özgül doğası, alanı tanımlar ve kesin olarak sınırlar:

Farklı üretim tarzlarını elde etmek için bu farklı öğelerin ancak bileştirmenin sonucunun kendi doğası içinde anlamı olan özgül bileşim tarzlarından veya “Verbindungen”den (bileşimler) yararlanarak bileştirilmesi gerekmektedir.[24]

Bu noktaya geri döneceğiz, fakat şimdilik Althusser’in Verbindung kavramını tarihselciliğin reddinin temelini oluşturduğunu ileri sürdüğünü görmek yeterlidir, “çünkü Marksist tarih kavramı,  bu “bileşim” biçimlerinin değişkenliği ilkesine dayanır.[25]

İkinci terim olan Althusser’in ‘eklemlenmiş-hiyerarşi’ veya ‘yapı’ olarak tercüme ettiği Gliederung‘a geliyoruz. Bu kavram 1857 tarihli Giriş metninden alınmıştır ve Althusser Marx’ın iki pasajını alıntılar;

“Söz konusu olan, farklı toplumsal biçimlerin ardışıklığında ekonomik ilişkiler arasında tarihsel olarak kurulan bir bağlantı değildir. Onların “İdea”daki (Proudhon, tarihsel hareketin belirsiz bir kavrayışında) ardışıklık düzenleri hiç değildir. Söz konusu olan, onların modern burjuva toplumu içindeki eklemlenmiş hiyerarşileridir [Gliederung].”[26]

“En bayağı kavranışında dağıtım, ürünlerin dağıtımı olarak ve bu yüzden de üretimden daha da ötede ve ondan bağımsızmış gibi görülür. Fakat dağıtım ürünlerin dağıtımı olmadan önce: (1) üretim araçlarının dağıtımı ve (2) aynı ilişkinin başka bir belirlenimi olan, toplum üyelerinin farklı üretim türleri arasındaki dağılımıdır (bireylerin belirli üretim ilişkilerine tabiiyeti). Ürünlerin dağıtımı, açıktır ki, üretim sürecinin kendisinde içerilmiş olan ve üretimin eklemlenmesini [Gliederung] belirleyen bu dağıtımın yalnızca bir sonucudur.”[27]

Althusser, Gliederung kavramını ‘Kapital’den Marx’ın Felsefesine‘ metninin 13. kesitinde, aralarında bir ikili-tekanlamlı (biunivocal) tekabüliyeti stabilize etmenin mümkün olmadığı sermayenin mantıksal ve tarihsel düzeni arasındaki ilişkiyle ilgili olarak kullanır.[28] Böyle bir ilişki aslında hayali/imgesel bir sorundur. Bunun yerine üretilmesi gereken şey, “gerçek Gliederung’un yani burjuva toplumunun varoluşunu kuran gerçek eklemlenmiş-bütünlüğün düşünülmesini sağlayan “eklemlenmiş-düşünsel-bütünlük” olarak Gliederung‘dur.[29] Althusser şunu ekler:

İçinde Gliederung düşüncesinin üretildiği düzen özgül bir düzendir, tam olarak Marx’ın Kapital‘de gerçekleştirdiği teorik analizin düzenidir,  Kapital’in teorisinin, bir somut düşüncenin, bir bütünsel düşüncenin üretimi için gerekli kavramların “sentezi”nin ve ilişkisinin düzenidir. Bu kavramların analiz içinde eklemlendiği düzen, Marx’ın bilimsel kanıtlama düzenidir: herhangi belirli bir kategorinin tarihte belirdiği düzenle doğrudan, bire bir ilişkisi yoktur.[30]

  1. Bölümde Althusser bütün köken mitlerinin reddini ifşa etmek için soruna tekrar geri döner. Oluşum (Genesis) ve sonuç ayırt edilmelidir – birlikte düşünülemezler, çünkü onlar iki farklı problemdir. Althusser şöyle yazar:

Marx […] önceki biçimleri, dolayısıyla en ilkel biçimleri kavrayabilmek için açıklanması gereken şeyin çağdaş toplumun “Gliederung”unun (eklemlenmiş, hiyerarşik, sistematik bileşimininin) bilgisi olduğunu açıkça ifade eder. “İnsan anatomisi, maymun anatomisinin anahtarıdır” şeklindeki meşhur cümlesi, elbette, bunun dışında başka bir anlama gelmemektedir: doğru bir şekilde anlaşıldığında, Giriş’teki bu diğer cümle ile örtüşmektedir; onları anlamamızı sağlayan şey ne kategorilerin tarihsel oluşumu ne de onların önceki biçimler içindeki bileşimleridir, fakat bu bileşimin değişkenliğinin kavrayışını bize vererek geçmiş biçimleri anlamamızı sağlayan şey onların çağdaş toplum içindeki bileşimlerinin sistemidir.[31]

Bilimsel söylem düzeni biçimlerinde gerçekten de bir artzamanlılık, “düzenli bir beliriş ve kayboluş düzeni”[32], vardır, fakat bu bir tarihsel oluşa karşılık gelmez; bunun yerine bir “temel eşzamanlılığın”[33] artzamanlılığı, “kanıtlama söylemi düzeninin biçimleri, sistemin kendisindeki kavramların hiyerarşik bileşiminin “Gliederung”un gelişiminden başka bir şey değildir.”[34]

Kapital’in Nesnesi” metninde Althusser ‘Tarihsel Zaman Kavramının Taslağı‘na ayrılan bölümle bağlantılı olarak tam da bu soruna geri döner.  Bütünün Hegelci anlamdaki ile Marksist anlamdaki kavranışının farkını açıklığa kavuştururken, Althusser, Felsefe’nin Sefaleti metnindeki Marx ile birlikte, “hareketin, ardışıklığın, zamanın tek mantıksal formülü’nün […] içinde tüm ekonomik ilişkilerin eş zamanlı olarak bir arada var olduğu ve diğerleriyle birlikte birini desteklediği bir toplumun bedenini”[35] açıklayamadığını ileri sürer. Bu, üyelerinin ve kurucu ilişkilerinin bir arada varoluşunu düşünmeye izin veren bütünlüğün özgül yapısıdır. Marx’ın 1857 Girişi‘nde söylediği gibi bu yapı bir Gliederung‘dur: “hiyerarşikleşmiş organik bir bütünün yapısıdır”[36], “bütünün içinde uzuvlarının [üyelerinin] ve onların ilişkilerinin bir arada varoluşu, uzuvlarının [üyelerinin] ve onların ilişkilerinin eklemlenmesine [Gliederung] özgül bir düzen sunan egemen bir yapının düzenine tabidir.”[37]

Üçüncü terim olan Kapital’den alınmış Darstellung‘a geliyoruz. Althusser, Darstellung terimini ilk olarak semptomatik okuma fikrini sunduğu “Kapital’den Marx’ın Felsefesine” metninin 8. kesitinde kullanır. Bu, Marx’ın “Smith’teki okunmaz olanı okumak için başardığı” bir okuma pratiğidir, fakat bu aynı zamanda Althusser’in kendisinin Marx’ta belirlediği onun ortaya koymadığı bir sorunun cevabı, “Marx’ın onu yalnızca Darstellung ve onun avatarlarının cevabı haline getirmek için gerekli imgeleri çoğaltma koşuluyla formüle etmeyi başardığı bir cevap”[38] yoluyla okuma pratiğidir. Marx’ın formüle etmeyi başaramadığı şey “bir yapının öğeleri üzerindeki etkililiği kavramı”[39]dır. Bu kavram-sözcüğün yokluğu, “bütün eserinin görünmez / görünür, namevcut/ mevcut kilit taşıdır ”[40]:

[…] Eğer Marx, bazı pasajlarda Hegelci formüllerle o denli  “oynuyor” ise, bu oyun sadece bir zarafet veya alay değil, aynı zamanda güçlü anlamda,  gerçek bir dramın oyunudur; bu oyunda eski kavramlar adı olmayan, yok olan bir şeyin rolünü, onu sahneye bizzat çağırmak için ümitsizce oynarlar – oysa onlar, onun varlığını yalnızca kendi başarısızlıklarında, karakterler ve rolleri arasındaki kaymada “üretirler”.[41]

Bu terim, “Kapital’in Nesnesi“, “Marx’ın Muazzam Teorik Devrimi” nin son bölümünde merkezi bir aşamaya dönüşür. Althusser için, Darstellung, tüm Marksist değer teorisinin kilit epistemolojik kavramıdır. Darstellung, “amacı, etkileri içindeki yapının mevcudiyet tarzını tanımlamak ve dolayısıyla kendinde yapısal nedenselliği tanımlamak olan kavramdır.”[42] 1965’in ilk baskısında daha sonra çıkarılmış olan Darstellung terimi üzerine uzun bir tartışma buluruz.

Dahası, Almanca’da “Darstellung” teatral temsil anlamına gelir, fakat teatral temsil figürü doğrudan “sunum” (presentation), “serimleme” ve en derin köklerinde “mevcudiyet konumu”, görünür ve sunulan mevcudiyet anlamına gelen kelimenin taşıdığı anlama bağlanır. Özgül nüansını ifade etmek için, “Darstellung” kavramını “Vorstellung” kavramının karşısına koymak öğretici olabilir. Vorstellung’da bir konum vardır, fakat bu konum kendini önceden sunan, bu nedenle bu ön-konumun [pré-position] arkasında kalan bir şeyi,  önde olan, temsilcisi tarafından temsil edilen/yeniden sunulan (represent) bir şeyi ön varsayan bir konumdur: Vorstellung. Darstellung’da, aksine, arkada hiçbir şey yoktur: aynı şey burada, “orada”, mevcudiyet konumunda sunulur. Bir tiyatro eseri’nin bütün metni burada bizatihi, temsilin (Darstellung) mevcudiyetinde sunulmaktadır, fakat eser’in mevcudiyeti, böylesi bir karakterin jestlerinin veya konuşmalarının dolaysızlığında tüketilemez: bunun her an ve her karakterde ve kişisel mevcudiyetlerinde verilen karakterler arasındaki tüm ilişkilerde bulunan eksiksiz bir bütünün [tout achevé] mevcudiyeti olduğunu “biliriz”; fakat, o eğer yalnızca bütünün içindeyse, bütünün kendi mevcudiyeti olarak, bütünün gizli yapısı olarak bilinemez; ve sadece her öğede ve her rolde algılanır. İşte bu nedenledir ki, konumlandığı düzeye göre, “Darstellung” un kendi etkileri içindeki yapının mevcudiyetinin, etkilerin [yapının] namevcudiyetinin etkililiği yoluyla modifikasyonunun kavramı olduğunu söyleyebiliriz. Bu anlamda Rancière, Lacan üzerine önceki semineri sırasında Miller tarafından derinlikli bir şekilde geliştirilen belirleyici “metonimik nedensellik” kavramını kullanmıştır. Namevcut nedenin etkililiğinin kavramı olarak anlaşıldığında, bu kavramın, varlığının yakın perspektifinden [perspective rasante] ele alınan etkilerinde yapının bizzat kendisinin yokluğunu belirlemek için oldukça kullanışlı olduğuna inanıyorum. Fakat fenomenin diğer yönünü, mevcudiyeti, nedenin kendi etkilerine içkinliğini, başka bir deyişle yapının kendi etkileri içindeki varlığında ısrar etmemiz gerekir.[43]

Marx’ın yapının kendi etkileri üzerindeki etkililiğini düşünmeye giriştiği farklı metaforları hatırladıktan sonra, en sonunda Althusser “makineler düzeneği” [machinerie] terimiyle bir araya getirmek için “oldukça semptomatik”[44] Darstellung terimine geri döner: Darstellung bu “makineler düzeneğinin” [machinerie] kendi etkileri içindeki varlığını tanımlar.

  1. Nedensellik şeması

Marksist terimlere yapılan göndermeler beraberinde, Althusser’in kendisinin de vurguladığı gibi bazı belirsizlikler getirmektedir: Verbindung ve Gliederung’u öğelerin bir bileşimi anlamında anlamak, Darstellung’da yokluğun etkililiği yönünü vurgulamak. Althusser’in fikrinin yeniliğini açık bir şekilde ortaya çıkarmak için bu fikrin üzerine inşa edildiği derin felsefi dokuya dikkat çekmek gerekir. Böyle bir doku yalnızca aşağıdaki üç tezin birleştirilmesinde gerçekleşebilir:

-ilişkilerin kuruculuğu tezi veya ilişkilerin öğelere önceliği;

-ilişkilerin olumsallığı tezi;

-son olarak çoğul zamansallık tezidir.

Bana göre, Althusserci nedensellik şemasını tanımlamak yalnızca bu üç tezi birlikte düşünerek mümkündür.

Öncelikle, ilk tezi, ilişkilerin kuruculuğunu ele alalım. Althusser defaatle yapının öğelerden bağımsız var olmadığı, öğeler ve düzenlendikleri mekânın yapıdan bağımsız var olmadığı konusunda ısrar eder.[45] Şüphesiz, Verbindung teriminin bileşim olarak tercüme edilmesi ve onun öğelerin birleştirilmesi açısından okunması, daha sonra farklı üretim tarzlarında farklı ilişkilere girecek öğelerin önceden var olduğunu düşünmemize yol açar. Althusser’in, Kapital’i Okumak metninin ikinci baskısında yaptığı düzeltme, değişmez öğelerin farklı üretim tarzlarında farklı biçimlerde bir araya getirme riskinden kaçınmayı amaçlamaktadır. Daha ziyade, yalnızca bileşimin bir sonucu olarak anlamı olan spesifik bir Verbindungen‘i düşünmek gerekir.

Bu durumda, ilişkiye giren öğeler nelerdir? Althusser şunu ileri sürer; “Her üretim, Marx’a göre birbirinden ayrılmaz iki öğe ile tanımlanır: insanın kendilerinden kullanım-değeri elde etmek için doğal maddelere uyguladığı dönüşümle ilgili olan emek süreci ve bu emek sürecinin gerçekleşmesinin belirlenimi olarak altında yatan toplumsal üretim ilişkileri”.[46]

İlk öğe, sırasıyla üç basit öğeye ayrılabilir (emek gücü, emeğin nesnesi ve teknik araçlar), analiz iki belirleyici niteliği ortaya çıkarır: bir yandan emek süreci koşullarının maddi doğası, diğer yandan üretim araçlarının bu süreçteki başat rolü. İlk nitelik, emeğin idealizmine karşı, Marx’ın kapitalist üretim tarzı için bir yandan değişken ve sabit sermaye arasındaki diğer yandan üretimin Sektör 1. ile Sektör 2’si arasındaki ayrım yoluyla düşündüğü emek sürecinin maddi koşullarını ortaya çıkarır. İkinci nitelik, “ ‘insan ve doğa’ arasında var olan birliğin diferansiyel tarzının ve bu birliğin içindeki değişim derecesinin”[47] belirlenmesine olanak sağlayan süreçteki emek araçlarının hâkimiyetini ifade eder.

Bu ilk öğe, ikincisi ile birlikte düşünülmedikçe, düşünülemez: üretim ilişkileri, yani üretim sürecinin toplumsal koşulları. Bu koşullar,  “bir yandan üretim araçları ile öte yandan üretim failleri arasında kurulmuş belirli bir düzenli oran,”[48]  içindeki belirli bir Verbindung‘dan oluşur ve bu da, belirli bir üretim yapısını, bir Gliederung‘u meydana getirir.  Marx’ın analizinde bu öğeler, üretim araçlarının tarafında,  üretimin nesnesi ve araçlarına ve faillerin tarafında,  dolaysız ve dolaysız-olmayan faillere ayrılır: “Özgül ilişkilerin mevcut olan öğelerin farklı dağılımlarına uygulanması, tanımlanmış üretim tarzlarının üretim ilişkilerini oluşturan sınırlı sayıda oluşum üretir”.[49]

Dolayısıyla üretim tarzı ilişkisel bir birliktir, bununla birlikte, içerisinde iki terimin her zaman ve yalnızca kendi özgüllüğünde iki başat ilişkinin kurduğu ilişkisel bir yapı içerisinde var olduğu bir insan-doğa sistemidir: üretim araçları tarafından kurulan emek ve nesne arasındaki ilişki ve üretim ilişkileri tarafından kurulan üretimin failleri ve araçları arasındaki ilişki. Şu var ki, öğelerin belirli bir bileşimi yanlızca ekonomik olarak tanımlanmamıştır. Althusser şunu ekler;

“Belirli bir üretim tarzının üretim ilişkileri kavramının tanımı, toplumun içindeki farklı düzeylerin bütünlüğü ve bunlara özgü eklemlenme (yani etkililik) tarzlarının kavramının tanımından zorunlu olarak geçmelidir”.[50]

Bu nedenle, öğeler, içinde birleştikleri ilişkiden önce var olamazlar ve tam anlamıyla onların yalnızca toplumsal bütünün karmaşık ilişkisi içinde böylesi bir varoluşları vardır. Özgül toplumsal ilişkilerin içindeki belirli maddi koşullardaki teknik araçlarla özgül ilişkisinin dışında yaratıcı bir güç olarak verili olmayan yalnızca emek değildir, aynı zamanda farklı üretim tarzlarında her zaman tanımlanabilecek olan ekonomi de evrensel bir öğe olarak verili değildir:

“ekonomik olanın tanımlanması, kavramının inşa edilmesinden geçer; bunun da inşa edilmesi, ele alınan üretim tarzının yapısının zorunlu olarak içerdiği gibi, bütünün yapısının farklı düzeylerinin özgül varoluşu ve eklemlenmesinin tanımlanmasını gerektirir”. [51]

Bu anlamda ilişkiler, “üretim ilişkilerinin ve politik ve ideolojik toplumsal ilişkilerin”[52] kurulu yerleri ve işlevlerinin Träger’i (taşıyıcıları) oldukları ölçüde öğelerin kurucusudur.

Şimdi ikinci tezi ele alabiliriz.  Kısaca ilişkinin öğelere önceliği tezi olarak adlandırdığımız ilk tez, toplumsal bütünlüğün karmaşıklığını tanımlar. Bu, her ilişkinin bütün diğerlerini homojen bir mekânda ifade ettiği ifadesel (expressive) bir ilişki değil, karmaşık, derin ve katmanlı bir toplumsal alanı tanımlayan yapısal bir ilişkidir.

Althusser bu ilk tezi ilişkilerin olumsallığı olarak adlandırdığımız ikinci tez ile birlikte düşünür. ‘Kapital’den Marx’ın Felsefesine‘ metninin 12. kesitinde, teorik pratiğin tarihinin inşasına olanak veren kavramlara atıfta bulunan Althusser, bilimler tarihinin “Aydınlanma felsefesinin ideolojisine, yani teleolojik, dolayısıyla idealist bir rasyonalizme [nasıl] derinden batmış”[53] olduğunun altını çizer. Aklın tarihi, içinde embriyo halinde [en germ] mevcut olduğu bir kökenin sürekli ve doğrusal bir gelişimi değildir: “Bu tür bir tarihin ve rasyonalitenin, yalnızca kendi tarihini “gelecekteki geçmiş”te (future anterior) yazan, dolayısıyla kendi kökenini kendi sonunun öngörüsü olarak düşünen verili bir tarihsel sonucun geriye dönük (retrospektif) yanılsamasının etkisinden başka bir şey olmadığını biliyoruz”.[54] Bilginin gelişiminin gerçek tarihi gerçekte ‘radikal süreksizlikler’ ve ‘derin yeniden ele almalar’ yoluyla kesintiye uğratılır. Bununla, Althusser şu sonuca varır:

Aklın her türlü teleolojisinden vazgeçmek ve sonucun kendi koşullarıyla tarihsel ilişkisini bir ifade değil, üretim ilişkisi olarak düşünmek zorundayız; ve dolayısıyla da bunu, klasik kategori sistemleri açısından uygun olmayan ve bu kategorilerin kendilerinin yerine geçmeyi gerektiren bir sözcükle, olumsallığın zorunluluğu olarak adlandırabiliriz.[55]

Belirleyici sorun, sonucun kendi koşullarıyla olan ilişkisidir. Hegel, Mantık Bilimi‘nde, ‘olumsallığın zorunluluğundan‘ bahsediyor olsa bile, bunu yalnızca tözün özne haline gelişinin aşkınsal yapısını göstermek için yapar: sonuç kendi oluşunun sonucudur. Althusser 19. kesitte, bu soruna “tam da tarih teorisi alanında Marx’ın teorisinin kurucusu,”[56] olduğunu ileri sürerek geri döner:

Marx modern burjuva toplumunu incelediğinde, paradoksal bir tavır benimser. O öncelikle mevcut toplumu tarihsel bir sonuç olarak, yani tarihin ürettiği bir sonuç olarak düşünür. Doğal olarak, bu bizi,  onu “kendi oluşunun sonucu” olarak kavramayı gerektirecek kadar, sonucun kendi oluşumundan (genesis) ayrılmaz bir sonuç olarak düşünüldüğü Hegelci bir kavrayışa dâhil ediyor gibi görünür.[57]

Marx tamamen farklı bir yol izler: Marx’ın inceleme nesnesi, gerçekten de tarihsel bir sonuç olarak burjuva toplumudur, fakat bu toplumun kavranışı onun oluşumundan (genesis) değil, “beden” teorisinden, yani oluşumunun hiçbir şekilde müdahale etmediği, toplumun güncel/edimsel yapısından,”[58] geçmektedir. Oluşum (genesis) ve yapı sorunu, bu nedenle, birbirine karıştırılmaması gereken iki ayrı sorundur. Tarihsel bir sonuç olarak burjuva toplum teorisi oluşumu (genesis) açıklar, fakat “kapitalist üretim tarzına özgü ‘toplum etkisi’ üreten mekanizmanın”[59]  teorisinin nesnesi olan çağdaş yapıyı açıklamaz. Bilginin tarihi sorusuna geri dönerek Althusser şunu ileri sürüyor: “Hegelciliğe-karşı ya da oluşumsalcılığa-karşı suç işlemekle suçlanmak pahasına da olsa, sonucu, oluşumu olmadan düşünüyoruz”.[60] Başka bir deyişle, bir bilginin veya bir toplumun ilişkisel yapısı, onun doğrusal ve aşamalı gelişiminin tarihinde içerilmez.

Tabii ki, sorun tarihselciliğe adanmış olan ‘Kapital’in Nesnesi‘ metninde yeniden ele alınır. Burada Althusser, Marx’ın 1857 tarihli Giriş metninden ve Kapital metninden alıntıladığı pasajlarla yapının ve oluşumun, oluşun ve sonucun, mantığın ve tarihin kusursuz bir karşılıklılığını tam olarak düşünmeyi içeren bir sınır biçimi olarak, Marx’ın tarihselciliğinin bir “sınır biçimi”ni kurar:

İktisadın (ya da başka bir şeyin) tüm tarihini, Hegelci anlamda, ilksel, kökensel basit bir biçimin, örneğin metanın içinde dolaysız olarak mevcut değerin gelişimi olarak tahayyül edebilmek ve Kapital’i, kökensel bir kategoriden, değer kategorisinden ya da emek kategorisinden yola çıkarak tüm iktisadi kategorilerin mantıksal-tarihsel çıkarsaması olarak okumak için, mutlak bilgi mantığında bir adım daha atmak, bilince özdeş bir bilimin şimdiki zamanı içinde doruğa çıkan ve tamamlanan tarihin gelişimini düşünmek ve bu sonucu gerekçelendirilmiş bir geçmişe bakışla yansıtmak yeterlidir. Bu koşulda, Kapital’de serimleme yöntemi, kavramın spekülatif oluşumuyla örtüşecektir. Dahası, kavramın bu spekülatif oluşumu, gerçek somutun kendisinin oluşumu ile, yani ampirik tarih süreci ile özdeştir.[61]

Ne var ki, Kapital’i Okumak metninde oluşum (genesis) ve sonuç arasındaki ayrım açık olmasına rağmen, oluşum kategorisinin nasıl yeniden formüle edilmesi gerektiği daha az açıktır. Ve burada, içerisinde bazı önemli belirlenimleri bulacağımız Eylül 1966 tarihli ‘Oluşum Üzerine’ (On Genesis) başlıklı metinden bir not bize yardımcı olacaktır:

İdeolojik (dini) oluşum kategorisinin yerinden edilmesi anlamına gelen ‘karşılaşma teorisi’ veya ‘bağlanım (conjunction) teorisi şemasında, doğrusal soykütükler olarak ifade edebileceğimiz bir yer vardır.

Tekrardan başlarsak, kapitalist üretim tarzının kurulum mantığının bir örneği Kapital’de şu şekilde yer alır:

  1. Marx’ın tanımladığı öğeler ‘’birleşir’’ – ben buna, (Verbindung terimini çevirebilmek için) yeni bir yapının içinde ‘’kök salarak’’ ‘’bağlanma’’ (conjoin)’’ demeyi tercih ediyorum. Bu yapı, kendi görünümü içinde, bir soyun etkisi olarak değil bir ‘’bağlanım’’ (conjunction) etkisi olarak düşünülür. Bu yeni Mantığın, ne aynı soydan olma halinin doğrusal nedenselliği ile ne de yalnızca doğrusal nedensellik mantığında dolaylı bir şekilde içerilen şeyi sesli bir şekilde dile getiren Hegelci ‘’diyalektik’’ mantıkla herhangi bir ilişkisi vardır.
  2. Bu durumda, yeni yapının bağlanımında birleşmek üzere olan her bir öğenin (bu bağlamda, para-sermayesinin birikiminin, ‘’özgür’’ emek gücünün, emek araçlarından yalıtılmış emek gücünün, teknolojik yeniliklerin) kendisi, kendiliğinden bir sonuç ve etkidir.

Marx’ın sunumunda önemli olan, üç ögenin de bir diğerinin ve aynı koşulların çağdaş sonuçları olmadığının gösterilmesidir. Yani, feodal üretim tarzı, kendiliğinden, talihli bir ereklilik ile yeni yapının kök salması için zorunlu olan üç öğeyi aynı anda meydana getirmemiştir. Her bir ögenin kendi ‘’tarihi’’ ve kendi soykütüğü vardır (Balibar’ın çok iyi bir şekilde Nietzsche’den alarak kullandığı bir kavramı, bunun için yeniden kullanırsak): Bu üç soykütük görece bağımsızdır. Hatta Marx, tekil ve aynı öğenin (‘’özgür’’ emek gücü) bütünüyle farklı soykütüğün bir sonucu olarak üretilebileceğini bize göstermiştir.

Dolayısıyla, üç öğenin soykütüğü de birbirinden (her birinin kendi sonuçlarının birlikte varoluşlarında) ve varolan yapıdan (feodal üretim tarzı) bağımsızdır. Bu tam da oluşum (genesis) mitinin yeniden hayat bulma ihtimalini dışarda bırakır: Feodal üretim tarzı, kapitalist üretim tarzının, yani sonuncunun, ilkinin içinde bir ‘tohum olarak’ içerilmesi anlamında ‘’babası’’ değildir.[62]

Bu nedenle, oluşum (genesis) teorisinin, karşılaşma teorisi ile yer değiştirmesi gerekir. Kapital’i Okumak metninde büyük önem atfedilen Verbindung terimi, ‘bileşim’den (combination)  ziyade ‘bağlanım’ (conjunction) terimi ile çevrilir oldu ve bu bağlanıma giren ve tutunan/kök salan öğelerin kendileri kendi payına çoklu ve görece bağımsız tarihlerin etkileridir. Onlar yalnızca sonradan etki olarak/ geriye dönük biçimde (après coup), yeni bir üretim biçiminin, kapitalist üretim biçiminin öğeleri olarak tanımlanabilir.

İlişkilerin olumsallığı olarak adlandırdığımız bu ikinci tez, çoğul zamansallık olarak adlandırmayı önerdiğim üçüncü bir tezle beraber daha anlaşılır hale gelir. Eğer gerçekten, oluşum teorisi zorunlu olarak doğrusal zamansal şemaya dayanan bir pre-formasyonist (önoluşumcu) bir model gerektiriyorsa, karşılaşma teorisi zorunlu olarak çoğul zamansal şemaya sahiptir. Bu anlamda Althusser’ın teorik projesinin çekirdeği ve yapısal nedensellik kavramının sırrı, ‘Tarihsel Zaman Kavramının Taslağı‘na ayrılmış olan “Kapital’in Nesnesi” metninde bulunur. Burada Althusser, zamanın ‘homojen sürekliliği’ ile ‘zamanın çağdaşlığı’ ikili eksenine dayanan Hegelci modeli reddeder. Toplumsal bütünlüğü Marksist terimlerle düşünmek için, “belirli bir karmaşıklık türünden, birbirinden farklı ve “görece özerk” ve bu karmaşık yapısal birlik içinde birlikte var olan düzeyler ve aşamalar olarak adlandırılabilen şeyi içeren yapılandırılmış bir bütünün birliği”[63]ni düşünmek zorunludur. Althusser’in teorisinin kilit taşı, bir “çağdaşlık” ile düzleştirilemeyen bir “birlikte varoluşu” düşünmekten ibarettir. Gliederung terimini bu tanımın merkezinde buluruz: bu terimin bütüne yerleştirdiği hiyerarşi, ifadesel (expressive) bir merkez değil, kendine özgü bir zamana sahip olan her bir düzeyin birbirine eklemlenmesidir, yani görece özerktir ve bu hiyerarşi bütüne tam bir bağımlılık üzerine kuruludur:

Şunu söyleyebiliriz ve söylemeliyiz: Her üretim tarzı için, üretici güçlerin gelişimi tarafından belirli bir şekilde işaretlenmiş, ona özgü bir zamanı ve bir tarihi vardır; üretim ilişkilerinin kendine özgü zamanları ve tarihleri vardır…; felsefenin kendine özgü zamanı ve tarihi vardır…; estetik üretimlerin kendi zamanları ve tarihleri vardır…; bilimsel oluşumların kendi zaman ve tarihleri vardır, vs.[64]

Burada bağımsız zamanların çokluğundan değil, daha ziyade zamanların çağdaş olmadan bir ve aynı toplumsal bütün içinde birlikte var oluşundan bahsediyoruz: çağdaşlık olmadan bir birlikte varoluşu düşünmek için geleneksel nedensellik (ardıllık) veya karşılıklı eylemden (eşzamanlılık) farklı bir şema gerekmektedir. Althusser bize upuygun bir terime geçmemize, iç içe geçme [entrelacement] işaret eder. Kapitalist üretim tarzına atıfta bulunan Marx, yalnızca ekonomik düzeyi dikkate alarak, içindeki zamansallık türünü “farklı zamanların birbiri içine geçme [entrelacement des differrents temps] türü olarak, yani karmaşık bileşimi sürecin gelişimine özgü zamanı oluşturan yapının farklı düzeylerinin ürettiği farklı zamansallıkların “kayma” [Décalage]  ve bükülme türü”[65] olarak belirtir. Bir başka önemli pasajda Althusser ‘müdahale’ kavramına atıfta bulunur:

Tarihsel zaman kavramına bir içerik verebilmek yalnızca tarihsel zamanı, ele alınan toplumsal bütünlüğün varoluşunun, içinde bütünün genel yapısına bağlı olarak bütünün farklı düzeyleri arasında elde ettiği denklik, denk-olmama, eklemlenme, kayma ve bükülme gibi kendilerine özgü ilişkiler sayesinde zamansallığın farklı yapısal düzeylerinin müdahalesinin varoluşunun özgül biçimi olarak tanımlamakla mümkündür.[66]

Althusser çoğul zamansallık tezini ya da kendi kavramını kullanırsak ‘temporalité differrentielle’[67](farklı zamansallıkların), ilişkilerin kuruculuğu ilk tezi ile birlikte düşünür: iç içe geçme [entrelacement] ve müdahale [interfèrence]  terimleri, tamamen ilişkisiz ve son kertede muğlak zamansallıkların akışı durumunda olmadığımızı gösterir. Fakat öte taraftan, ikinci tezin, ilişkilerin olumsallığının düşünülebilmesi için çoğul zamansallık da esastır. Farklı ritimlerin çoğulluğu yokluğunda, karşılaşma oluşum (genesis) kategorisine girer: öngörülemeyen durum, boş ve homojen bir zaman akışının ihlali değil, daha fazla zaman ve ritmin karşılaşmasının zorunluluğudur. Bu nedenle Althusser, tarihsel zamanın hem sürekliliği hem de süreksizliği anlayışlarını reddeder. Her iki seçenek de toplumsal bütünün karmaşık zamansallığının basitleştirilmesidir.

 

 

Bu üç tez birlikte düşünülürse, büyük önem taşıyan teorik bir sonuç ortaya çıkar: yapının kendi etkilerindeki mevcudiyeti kendisini zamansal bir mevcudiyet olarak değil, bir eklemlenme, bir zamansallık örgüsü olarak gösterir. Eğer yapının bir zamanı varsa, bu çağdaş-olmayandır, onun imkânsız çağdaşlığıdır. Her ne kadar Althusser ısrarlı bir şekilde son kertede ekonomik belirlemenin olduğunu ileri sürüyor olsa da, bir yandan bu düzeyde bile basit ve görünür bir zamansallığın aksine kavramsal olarak inşa edilmesi gereken karmaşık bir zamansallık ile iştigal ettiğimizden dolayı, diğer yandan, her toplumda, ekonomik düzeyi ancak onu toplumun diğer düzeylerine bağlayan karmaşık eklemlenmelerden geçerek belirlemek mümkün olduğundan dolayı ekonominin zamansallığı varlığın zamanının ölçüsü rolünü oynamaz. Dolayısıyla, gerçekte, yapı, oluşu hapseden parmenidesçi bir kafes olmaktan çok uzak olup, oluşu kendi yapısal çağdışılığının kesin bir ürünü olan öğelerinin bir birleşimi (conjugation), zamansallığın eklemlenmiş bir bütünüdür. Özellikle, Althusserin Verbindung teriminin çevirisi için önerdiği “bağlanım” (conjunction) terimi, Balibar’ın  haklı olarak belirtildiği gibi, klasik geçiş teorilerini ortadan kaldıran bir karşılıklılık, yapı ve konjonktürün karşılıklılığını belirtir.[68] Yapı, tamamen bir zamansal örgü, belirli bir eklemlenme ile ilişkilerin Gliederung‘unda yapılanmış olan öğelerin karmaşık bir bağlanımı [Verbindung] olduğundan dolayı, Althusser’ın açıkça söylediği gibi, o aslında bir konjonktürdür:

Gerçek tarihsel şimdiki zamanın -konjonktürün şimdiki zamanı- yapısı içinde bir arada var-olan bu sözümona ilerlemecilik, geri kalmışlık, gelişimi sürdürme, eşitsiz gelişme kavramlarını yalnızca bütünün karmaşık yapısının özgül birliği içinde düşünebiliriz […] Bu nedenle, ayrımsal/diferansiyel tarihsel zamansallıktan söz etmek bizi mutlak olarak bütünün hali hazırdaki konfigürasyonu içinde herhangi bir öğeyi ya da herhangi bir düzeyi yerine yerleştirmeye ve işlevini kendi eklemlenmesi içinde düşünmek zorunda bırakır; bu,  diğer öğelerin bir işlevi olarak bu öğenin, diğer yapıların bir işlevi olarak bu yapının eklemlenme ilişkisini belirlemektir, bizi bütünün belirlenimin yapısının bir işlevi olarak onun üstbelirlenimi ya da altbelirlenimi olarak adlandırılan şeyi tanımlamak zorunda bırakır, başka bir dilde söylersek, mevcut durumda bütünlüğün genel yapısı içinde söz konusu olan öğe veya yapıya atfedilebilen etkililik endeksi, belirlenim endeksi olarak adlandırabileceğimiz şeyi tanımlamaya mecbur bırakır. Etkililik endeksi’nden anlamamız gereken şey bütünün mevcut durumdaki mekanizması içinde verili olan öğenin ya da yapının az ya da çok başat ya da tabi ve dolayısıyla da az ya da çok “paradoksal”  belirlenimi niteliğidir.  Ve bu, tarih teorisi için kaçınılmaz olan konjonktür teorisinden başka bir şey değildir.[69]

Yapı ve konjonktür karşılıklı terimler olarak düşünülmelidir.Yapı, olumsal olayların (sürekli veya süreksiz) art arda düşünüldüğü yüzeysel, konjonktürel değişimlerin derin, değişmez formu değildir. Daha ziyade, yapı, konjonktürün kendisinin içerdiği diferansiyel/ayrımsal zamansallıkların ve ilişkilerin karmaşık eklemlenmesidir: bu anlamda konjonktürün şimdiki zamanı derin, karmaşık ve katmanlı bir şimdiki zamandır.

Kaynakça: Crisis&Critique, volume 2/ issue 2, İngilizceye çeviren: Dave Mesing http://crisiscritique.org/ccnovember/vitorio.pdf

Notlar

[1] Althusser 1965b, s. 202 (397,253). ç.n.: Morfino’nun alıntıları Fransızca metin ve İtalyanca çevirisinden yapmıştır. Dipnotlarda ilk sayfa numarası Ben Brewster’ın İngilizce çevirisini, parantezin içindeki ilk sayı Fransızca basım ve ikinci sayı İtalyanca çevirideki sayfaları ifade eder. Sözdizimi yapısı veya netleştirmek nedeniyle Brewster’ın çevirisini ara sıra değiştirdim, her seferinde bunu belirttim ve gerektiğinde bu değişiklikler hakkında yorum yaptım.

[2] Althusser 1965b, s. 205-206 (401,256). Çeviri değiştirildi.

[3] Althusser 1965b, p. 207 (403, 257).

[4] Althusser 1965b, p. 206 (402, 257).

[5] Althusser 1965b, p. 207 (403, 257).

[6] Althusser 1965b, p. 207 (403, 257).

[7] Ç.N.: Metonimi ve metonimik nedenselliğe dair yararlı bir tartışma için bkz. Cahiers pour l’Analyse project, içindeki kavramsal başlık: http://cahiers.kingston.ac.uk/concepts/ metaphor-and-metonymy.html.

[8] Althusser 1963, p. 177 (217, 185).  Çeviri değiştirildi.

[9] Althusser 1965b, p. 208 (405, 258).  Çeviri değiştirildi

[10] Althusser 1965b, p. 208 (405, 258).  Çeviri değiştirildi

[11] Althusser 1965b, p. 209 (405, 258).

[12] Althusser 1965b, p. 213 (411, 262).

[13] Althusser, kendisinin de onayladığı Marx’ın şu ünlü pasajını alıntılar ‘şeylerin özü ve görünümü birbiriyle çakışsaydı tüm bilim gereksiz olurdu. ” Althusser 1965b, s.209 (406,259).

[14] Althusser 1965b, p. 210 (407, 259).  Çeviri değiştirildi

[15] Althusser 1965b, p. 210 (407, 260).

[16] Althusser 1965b, p. 212 (409, 261).

[17] Althusser 1965b, p. 193-194 (386, 247). Ayrıca bknz. Balibar 1965.

[18] Althusser 1965a, p. 44 (42, 40).  Çeviri değiştirildi

[19]  Althusser 1965a, p. 63 (64, 54).

[20] Althusser 1965b, p. 193 (385, 246).

[21] Althusser 1965b, p. 193 (386, 247).

[22] Althusser 1965b, p. 194 (388, 248).

[23] Althusser 1965b, p. 645

[24] Althusser 1965b, p. 195 (388, 248).

[25] Althusser 1965b, p. 195 (388, 248)

[26] Althusser 1965b, p. 109 (282, 59).

[27] Althusser 1965b, p. 193 (386, 241).

[28] TN: Brewster, biunivoque terimini oldukça anlamlı bir tarzda ‘bire bir’ (one-to-one) kavramı ile çeviriryor. Biunivocal matematiksel terimi, tersinin birebir karşılık gelenin de tekanlamlı olduğu düzenler/diziler arasındaki tekanlamlı birebir karşılılıktır.

[29] Althusser 1965a, p. 51 (50, 45).

[30] Althusser 1965a, p. 51 (50, 45-46).  Çeviri değiştirildi

[31] Althusser 1965a, p. 69 (72, 58-59).  Çeviri değiştirildi

[32] Althusser 1965a, p. 73 (77, 61).

[33] Althusser 1965a, p. 73 (77, 61).

[34] Althusser 1965a, p. 73 (77, 62).

[35] Althusser 1965b, p. 109 (281-282, 193). Çeviri değiştirildi

 

[36] Althusser 1965a, p. 109 (282, 186).

[37] Althusser 1965a, p. 109 (282, 186).

[38] Althusser 1965a, p. 30 (24, 29-30).

[39] Althusser 1965a, p. 30 (24, 29-30). Çeviri değiştirildi

[40] Althusser 1965a, p. 31 (25, 30).

[41] Althusser 1965a, p. 31 (25, 30).  Çeviri değiştirildi

[42] Althusser 1965b, p. 208 (404, 258).

[43] Althusser 1965b, p. 646.

[44] Althusser 1965b, p. 213 (411, 262).

[45] Çeviri değiştirildi

[46] Althusser 1965b, p. 188 (379, 243).

[47] Althusser 1965b, p. 192 (384, 246).

[48] Althusser 1965b, p. 193 (386, 247).

[49] Althusser 1965b, p. 195 (388, 248).

[50] Althusser 1965b, p. 196 (390, 249).  Çeviri değiştirildi

[51] Althusser 1965b, p. 197 (391, 249-250).

[52] Althusser 1965b, p. 199 (393, 251). Çeviri değiştirildi

[53] Althusser 1965a, p. 47 (45, 42).

[54] Althusser 1965a, p. 47 (45, 42).

[55] Althusser 1965a, p. 48 (46, 43). Çeviri değiştirildi

[56] Althusser 1965a, p. 69 (73, 59).

[57] Althusser 1965a, p. 69 (73, 59).

[58] Althusser 1965a, p. 70 (73, 59). Çeviri değiştirildi

[59] Althusser 1965a, p. 71 (74, 60).

[60] Althusser 1965a, p. 72 (76, 61).  Çeviri değiştirildi

[61] Althusser 1965b, p. 139 (319, 207).

[62] Althusser 1966.

[63] Althusser 1965b, p. 108 (319, 185).

[64] Althusser 1965b, p. 111 (284, 187).

[65] Althusser 1965b, p. 116 (290, 192).

[66] Althusser 1965b, p.120-121 (296, 194).

[67] Althusser 1965b, p. 116 (291, 194).

[68] Balibar 1987.

[69] Althusser 1965b, p. 118 (293, 196).  Çeviri değiştirildi

 

 

KAYNAKÇA

 

Althusser, Louis, 1963, ‘On the Materialist Dialectic’ in For Marx, trans. Ben Brewster. New York: Verso, 2005. [French edition: Pour Marx, Paris: La Découverte, 1996. Italian translation: ‘Sulla dialettica materialista’, trans. Didier Contadini and Maria Turchetto. Per Marx, ed. Maria Turchetto. Mi­lan: Mimesis, 2008.]

———, 1965a, ‘From Capital to Marx’s Philosophy’, in Reading Capital, trans. Ben Brewster. New York: Verso, 2009. 13-75. [French edition: ‘Du Capital à la philosophie de Marx’, Lire le Capital, Paris: PUF, 1996. 1-79. Italian translation: ‘Dal Capitale alla filosofia di Marx’, trans. Vittorio Mor­fino. Leggere il Capitale, ed. Maria Turchetto. Milan: Mimesis, 2006. 17-65.]

———, 1965b, ‘The Object of Capital’, in Reading Capital, trans. Ben Brew­ster. New York: Verso, 2009. 77-220. [French edition: ‘L’objet du Capital’, Lire le Capital, Paris: PUF, 1996. 245-418. Italian translation: ‘L’oggetto del Capitale’, trans. Fabio Raimondi. Leggere il Capitale, ed. Maria Turchetto. Milan: Mimesis, 2006. 165-270.]

———, 1966, ‘On Genesis’, trans. Jason E. Smith. Décalages Vol 1: Iss 2 (2013). Available at: http://scholar.oxy.edu/decalages/vol1/iss2/11.

Balibar, Étienne, 1965, ‘On the Basic Concepts of Historical Materialism’, in Reading Capital, trans. Ben Brewster. New York: Verso, 2009.

———, 1987, ‘Causalità strutturale e antagonism’, in Il marxismo di Louis Althusser. Verbania: Vallerini, 1987. [Revised English edition: ‘Structural Causality, Overdetermination, and Antagonism’, in Postmodern Material­ism and the Future of Marxist Theory: Essays in the Althusserian Tradition, ed. by Antonio Callari and David F. Ruccio. Hanover, NH: Wesleyan Uni­versity Press, 1995. 109-119.]

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s