21. Yüzyılda Leninizm – John Rees

Lenin’in parti teorisi kuşkusuz Bolşevik Devrimi’nden bu yana soldaki en tartışmalı ve bugünkü anti-kapitalist endüstriyel mücadeleler çevresinde solun nasıl örgütlendiği konusunda da en önemli sorunlardan biridir. İşçi Partisi hareketine sosyalist bir alternatif yaratma noktasında merkezi önemdeki bir konudur aynı zamanda.

Devrimci Parti’ye ilişkin en yaygın yanlış anlamalardan biri, partinin işçi sınıfına dışardan dayatılan bir şey olduğudur. Tablo şöyle: bir grup ideolog toplanıyor, bir parti kuruyorlar ve en demokrasi dışı yolları kullanarak kendi iradelerini işçi sınıfı hareketinin kalanına dayatıyorlar. Aslında, gereğince anlaşıldığında, Lenin’in parti teorisi bunun tam tersini içerimler. Partinin gerekliliği tam da işçi sınıfı mücadelesinin öz niteliğinden doğar. İşçi sınıfının kapitalist sisteme direnişinde, tüm sınıfın örgütlenme ve bilincini güçlendirmek için bazılarımızın nasıl örgütlenebileceğini anlamayı gerektiren çok önemli bir yan var.

Burada Lenin’in çok erken bir dönemde karşılaştığı temel konu, sisteme karşı mücadelenin doğası itibariyle eşitsiz olmasıdır. Değişik işçi grupları, değişik zamanlarda, değişik düşüncelerle sisteme karşı mücadeleye geçer. İşçi sınıfı hareketinde eşitsiz bilinç sorunudur bu. Hayat daha basit olsa, hakim sınıf güçlerini bir yana ve işçileri diğer yana dizse, herhalde politik örgütlenmeyi daha fazla tartışmak icap etmezdi. Ama sınıf mücadelesi böyle yürütülmüyor. Baktığımız her yerde düzenli cepheler yerine, birbirinden, büyük farklılıklar gösteren savaş alanları görüyoruz. Zamanda süreksizlikler var. Sınıf mücadelesinin yoğun olduğu dönemlerin ardından sükunet dönemleri geliyor. Gerçekleşen mücadele türünde kesintiler var. Engels’in ünlü anlatımına konu olan üç geniş kapsamlı kategoriyi sayacak olursak, kimileri ekonomik, kimileri politik, kimileri de ideolojiktir. İşçi sınıfının değişik kesimleri arasında süreksizlikler var. Değişik gelenekler, birbiriyle çatışan işçi sınıfı ideolojileri, farklı bilinç, güven ve savaşabilirlik düzeyleri vb. Savaşlar sayıca çok ve türlü. İşçilerin güçleri ve güçsüzlükleri farklı düzeylerde, kazanabiliyor ya da kaybedebiliyorlar. Son olarak işçi sınıfı ile kendisini kapitalist sistemin karşısında bulabilecek diğer toplum kesimleri arasında süreksizlikler var. Örneğin köylüler, küçük burjuvaziden kesimler, ezilen uluslar.

Tüm bunlar bir sosyalistin – Leninist olsun olmasın – önüne belli bir sorunu koyar. İşçi sınıfı içinde, işçi sınıfı mücadelesiyle ilgili bu temel olguyla ilişkili olabilecek bir örgütlenmeyi nasıl geliştirebiliriz?

İşçi sınıfı mücadelesi içinde elbette ki geleneksel bir yanıt var, daha uzun olmasa bile Leninizm kadar uzun bir geleneği olan bir yanıt: bu ülkedeki (İngiltere’deki Çn.) İşçi Partisi ve uluslararası reformist partiler. Burada anlayış şudur: parti bir bütün olarak sınıfı temsil eder, işçi sınıfı içindeki her düşünce çizgisi örgüt içinde temsil edilir. Bu tür örgütlenmelerin amacı sistemin sağladığı kurumları – parlamenter sistem, yerel meclisler, vb. – kullanarak işçi sınıfının durumunu değiştirmektir. Bu tür bir yaklaşımda temel zorluk sistem işçilerin hayatlarına ve düşüncelerine hükmetmeyi sürdürdüğü sürece, [işçi sınıfının her düşünce çizgisini savunma hatasında olan]  örgütün kendisinin sistemin ideolojisini yansıtmaktan öteye geçemiyor oluşudur. Böyle durumlarda parti bir direniş örgütünden işbirliği örgütüne dönüşür. Dahası kapitalist sistemin politik kurumları, sermayedar sınıfın politik ve ekonomik iktidarına etkili biçimde karşı çıkabilmekten uzaktır.

Şüphesiz işçi sınıfını destekleyenlerin çıkarları ile bu partilerin örgütlenme biçimleri ve pratik amaçlarının dayattığı sınırlar arasında çelişkiler bulunacak. Bu tür örgütlerin ruhu uğruna savaşlar yapılacak, ama İşçi Partisi örneğinde görüldüğü üzere bu durum sürekli olacaktır. Bazen sola kayacaklar, bazen sağa. Fakat asla bu çelişkileri çözemeycekler, çünkü ilke olarak tüm işçi sınıfını temsil ediyorlar ve işçi sınıfının büyük kesimi uzun zamandır toplumun egemen ideolojisinin yani sermaye sahibi sınıfın ideolojisini taşıyor.

Parti örgütlenmesinin işçi sınıfının daha geniş mücadelsiyle nasıl ilişkilenebileceği konusunda alternatif bir bakışa ihtiyacımız var. Lenin’in adının çağrıştırdığı da herşeyden çok bu düşüncedir. Temel anlayış şu ki, işçi sınıfı içinden kendi deneyimleriyle sistemin bütünüyle değiştirilmesi gerektiği işçi sınıfının kullandığı doğrudan mücadele yöntemlerinin bunu yapmanın en etkili yöntemleri olduğu ve pari ile sınıfın evrensel – Lenin’in sözleriyle, ezilenlerin platformu – olması gerektiği inancını taşıyan militan bir azınlık çıkar.

O zaman kilit soru şu olur: Tüm sınıfın savaşabilirliğini yükseltmek için bu azınlığı nasıl kaldıraç olarak örgütleriz?

Sadece sınıfı “temsil etme”ye değil, mücadele gelenekleri, sınıf mücadelesinin doruk noktasını da “temsil etme”ye ve azınlığın etkinliğiyle birlikte o deneyimi de bu mücadeleye katmaya çalışırız. Troçkibu düşünceyi etkili bir eğretilemeyle anlatır. Karşılaştığı ilk beş işçinin ona devrimci örgütlenme hakkında bilmesi gereken her şeyi anlattığını söyler. Birisi vardı ki, militandı, ezilenler için her zaman başkaldırabilirdi ve her savaşın en ön safındaydı. Biri vardı ki, büsbütün tepkiseldi, anadan doğma grev kırıcıydı ve bir grev kırıcı olarak ölecekti – cennetin kapılarından grev olsa, onu da kırardı. Fakat ortada duran üç kişi daha vardı ki kimi zaman tepkisel olan tarafından etkilenebiliyor, kimi zaman ise militan olandan etkileniyordu. Devrimci örgütlenmenin amacı her beş işçi arasına bir militan sokmak ve militanlara gruptaki sağcıyı yalnız bırakmalarını sağlayacak, öte yandan sağcının ortadakileri kazanmasına ve militanı yalnız bırakmasına izin vermeyecek mücadele gelenekleri, bilinç, güç ve örgütlenmeyi vermektir.

Örgütlü azınlık kendisini işçi sınıfının geriye kalanından koparmak ya da kendi iradesini onlara dayatmak değil, mücadele içinde işçi sınıfının geriye kalanıyla etkileşimle düşüncelerini yaymak ve hareketin içinde çoğunluğu kazanmak demektir. Georgy Lukacs bunu çok güzel anlatmıştır: Birleşmek üzere bölünüyoruz. İlke olarak sisteme karşı olan bir örgüt içinde bölünürüz, ama her fırsatta tüm sınıf mücadelesini ilerletmek için belli mücadelelerde sınıfın büyük kesimiyle birleşmeye çalışırız. Bu noktada parti ile sınıf arasındaki etkileşim hayati önemdedir. Lukacs Engels’in şu görüşlerini alıntılar: Askeri taktiklerdeki tüm ilerlemeleri kaydedenler, savaşın baskısı altındaki erlerdir. İyi liderlik tüm cevaplara sahip olduğunuzu söylemek değil, savaşın ortasında erlerin geliştirdiklerinin en iyisini alıp bütün orduya yaymaktır. Adına yaraşır her devrimci parti mücadelenin içindeki insanlardan bir şeyler öğrenir ve öğrendiklerini tüm sınıfa yayar. Partisınıftan bir şeyler öğrenir, ama aynı zamanda parti, sınıfın her kesiminin en iyi mücadele deneyimlerini kendisinden öğrendiği mekanizmadır.

Çeviren: Savaş Kılıç

International Socialism yaz 2002 sayı: 95

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s